Jeopolitik ve makroekonomik gelişmeler ile iç politik süreçlerin etkisi altında ekonomik programın ilerleyişi dengeli bir görünüm sunuyor. 2026’nın dezenflasyon yolunda “önemli bir yıl” olacağını dile getiren QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan, 2025’in küresel ve iç dinamiklerin etkisiyle zorlu geçtiğini ancak kayda değer kazanımlar elde edildiğini ifade ediyor.
Tan’a göre 2025’in enflasyon performansı, yıl başındaki %44-45’lik oranlardan %30,9’a gerileyerek belirgin bir iyileşme ortaya koydu. Bu dönemde uygulanan ekonomi programının bazı kalıplarına rağmen beklenenden yavaş ilerlemesi, jeopolitik ve kurumsal gelişmelerin gidişatını etkiledi. 2025’i yıl sonu enflasyonunda yüzde 30,9 ile kapattık sözleriyle tanımlanan süreç, kırılganlıklar üzerinde dahi ilerleme kaydedildiğini gösteriyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) rezervlerindeki mevcut dinamikler, süreçte kritik bir rol oynuyor. Net rezervler yaklaşık 70 milyar dolar ve brüt rezervler 200 milyar dolar seviyesine ulaştı, bu tablo 2026’da enflasyonla mücadeleyi ve programın sürekliliğini destekleyecek güçlü bir araç olarak görülüyor.
“Süreç uzun soluklu” ifadesiyle tanımlanan yol haritasında gecikmeler olsa da temel hedeflerin değişmediğini vurgulayan Tan, bu sürecin aslında uzun bir yolculuk olduğuna dikkat çekiyor. İki-üç çeyreklik gecikmelerin olabileceğini kabul ederek, ilerlemenin önemli olduğuna vurgu yapıyor: “Bu yolda önemli olan gelişim.”
2026 yılına dair öngörülerini paylaşan Tan, dezenflasyon sürecinin bu yılın kilit noktası olacağını ve yıl sonunda enflasyonun yaklaşık %23-24 aralığında gerçekleşmesini beklediklerini ifade ediyor. Ocak ayı enflasyonunun beklentilerin bir miktar üzerinde çıkması nedeniyle; Merkez Bankası’nın yaklaşan Enflasyon Raporu sonrasında hedeflerin revize edilip edilmeyeceğini yakından izleyeceklerini belirtiyor.
Programın genel çerçevesine uygun hareket edildiğini ve Türkiye’nin risk priminde belirgin bir iyileşme kaydedildiğini söyleyen Tan, Türkiye’nin CDS’i 210 seviyelerinde olarak izleniyor. Bu yıl içinde yolculuğun önemli bir hareket getirmeyeceğini düşündüğünü belirtirken, 2025’te bankacılık sektörü karlarının baskı altında olduğunu ve net faiz marjlarının regülasyonların etkisiyle daraldığını işaret ediyor. Ancak 2026’da marjların hafifçe toparlanması halinde mevduat maliyetlerinin de düşmesiyle, bankacılık sektörü enflasyonla paralel öz kaynak karlılığıyla sürdürülebilir bir seviyeye yaklaşabilir.











