Türkiye’nin riskleri, uluslararası sermaye tarafından sistematik biçimde gizlenen yapısal fırsatlarla karşılaştırıldığında sık sık aşırı fiyatlandırılıyor. Şu an ülkenin makroekonomik koşulları, politika tercileri ve mevzuat bir araya geldiğinde piyasa oyuncularının dikkatini çeken net bir konjonktür oluşuyor. Bu durum, uzun süredir Türkiye’ye yatırım yapan bir bakış açısının, dalgalı dış finansal ortamını ve dönemsel gerilimleri nasıl gördüğünü değiştirebiliyor.
Reuters’a konuşan Emre Tezmen, Türkiye’deki yatırım yolculuğunu anlatarak, geçmişten bugüne karşılaşılan döviz krizleri, küresel dalgalanmalar ve regülasyonlarla depremlerin etkisini yakından izlediğini ifade etti. Tezmen, uluslararası sermaye piyasalarında zaman zaman Türkiye’nin çok oynak ve öngörülemez olduğu yönünde yorumlar yapıldığını ancak dalgalı dönemlerde bile yatırımcıların sabit pozisyonlarını koruyabilenlerin genellikle iyi sonuçlar elde ettiğini belirtti.
Geçtiğimiz yıllarda görülen risklerin gerçekçi bir çerçevede ele alınmasıyla özellikle yabancı yatırımcılar ve nitelikli iş gücü konularında yeni teşviklerin hayata geçirildiğini hatırlatan Tezmen, Mayıs 2023’te politika faizinin %8,5’ten %50’ye yükseltilmesini, reel faizin uzun süredir devam eden negatif koşullarını sona erdiren bir adım olarak değerlendirdi. Bu değişimin, ortodoks bir macro reform mesajı olarak okunması gerektiğini vurguladı.
TBMM tarafından yürürlüğe konulan düzenlemelerle yabancı yatırımcılar ile nitelikli iş gücünü hedefleyen teşvikler devreye alındı: yurtdışında yaşayan kişilere 20 yıl vergi muafiyeti sağlanması, İstanbul Finans Merkezi’ndeki faaliyet gösteren şirket ve çalışanlar için çeşitli vergi avantajları gibi uygulamalar bunlar arasında yer alıyor. Ayrıca üretim yapan imalatçıların kurumlar vergisinin %12,5’e düşürülmesi, Türkiye’nin sanayi sermayesinin maliyet avantajını yeniden konumlandıran bir hamle olarak değerlendiriliyor.
Tezmen’e göre Türkiye’nin kurumsal ve finansal altyapısını güçlendirmek, hareketli sermaye akışını çekmek için kritik öneme sahip. Bu sayede uluslararası yatırımcılar için farklı bir Türkiye tablosu ortaya çıkıyor. Coğrafi konum da küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde belirgin bir avantaj olarak belirginleşiyor; Türkiye Avrupa, Körfez ve Orta Asya’nın kesişim noktasında yer alıyor ve güvenilir üretim altyapısı ile derin bir finansal sistem sunuyor.
BlackRock CEO’su Larry Fink’in İstanbul ziyaretinde yapılan görüşmeler, küresel yatırım ilgisinin sürdüğünü gösteren önemli işaretler olarak değerlendiriliyor. Körfez ülkelerindeki yatırım kararlarında da yalnızca finansal getirinin değil, üretim kapasitesi, güçlü iç pazar ve güvenilir kurumsal çerçeve gibi kriterlerin de belirleyici olduğuna dikkat çekiliyor. Türkiye’nin bu üç kriteri birden karşılayan birkaç ülke arasında yer aldığı ifade ediliyor ve yurda dönük sermaye akışını kolaylaştıran düzenlemelerin derinlik ve likidite üzerinde olumlu etkiler yaratabileceği düşünülüyor.
Türkiye, uzun vadeli bakışla önemli yatırım fırsatları sunuyor. Tezmen, sermayenin ülkedeki konumunu güçlendiren düzenlemelerin sadece mali bir adım olmadığını, Türk devletinin özel sermaye ile ilişkisini güçlendiren bir beyan olarak gördüğünü belirtiyor. Genç ve eğitimli nüfus, rekabetçi sanayi altyapısı, finansal sistemin kurumsal derinliği ve stratejik konum gibi unsurlar Türkiye’nin avantajları arasında öne çıkıyor. Bu çerçevede mevcut risklerin doğru fiyatlanması gerektiğini vurgulayan Tezmen, küresel sermayenin yeniden konumlandığı bu dönemde Türkiye’nin önemli yatırım fırsatları sunduğunu ifade ediyor.











