Spaceflow, 2026’nın başında genç bir Türk kurucu ekibiyle kuruldu ve kurumsal yazılımı yapay zeka çağına taşıma amacıyla hareket ediyor. Kısa sürede dünyanın en prestijli hızlandırıcı programı Y Combinator’ın 2026 yaz dönemi olan S26’ya kabul edildi ve bu süreçte 1 milyon dolar gibi bir yatırım elde etmeyi başardı.
Kurucular arasında Cambridge Üniversitesi mezunu Emre Işık ile İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve Boğaziçi Üniversitesi kökenli Ali Eren Aytekin, Ali Orçun Şahinoğlu ve Hakan Enes Aksu yer alıyor. Ekip, bir kısmı üniversite eğitimini yarıda bırakarak dünyanın dört bir yanından gelen farklı deneyimlerle San Francisco’da çalışıyor. YC, Silikon Vadisi’nin en rekabetçi ve saygın hızlandırıcı programı olarak biliniyor; her dönem başvuru yapan binlerce girişim arasından başarıyla seçilmek girişim için küresel bir referans olarak görülüyor.
Spaceflow ne yapıyor? Günümüzde kurumlar çoğunlukla ekran başında tasarlanmış yazılımlara bağımlı kalıyor; mevcut sistemler yapay zeka ajanlarının güvenli ve etkili bir biçimde çalışabileceği entegre bir “şirket beyni” ile buluşturulmadıkça kapsayıcı bir zeka dönüşümü sağlayamıyor. Spaceflow, ERP, e-posta ve tablolar gibi mevcut araçları yapay zeka için okunabilir ve birbirine bağlanabilir bir altyapıya dönüştürüyor. Bu altyapı üzerinde çalışan yapay zekâ çalışanları (AI employees), kurumsal süreçleri uçtan uca yürütüyor; nihai karar her zaman insanın sorumluluğunda kalıyor. Şirketin ifadesiyle: “Kurumunuz ‘agent-native’ hale geldiğinde, bir sonraki yazılımı satın alma ihtiyacı ortadan kalkar; işler ajanlar tarafından yürütülür.”
Müşteriler ve yatırımcılar Spaceflow, erken aşamada bile altı haneli yıllık bir sözleşmeli gelir elde etmeyi başardı. Avrupa’nın önde gelen hızlı tüketim şirketlerinden biriyle çalışıyor ve özel sermaye fonlarıyla büyümesini hızlandırıyor. Ayrıca Airbnb, Volvo Cars, Google, Encord ve Sequoia Capital gibi kuruluşların üst düzey yöneticilerinden yatırım aldığı belirtiliyor. Kuruculardan Ali Eren Aytekin şu ifadeleri paylaşıyor: “Son 30 yılda kurumlar sürekli yeni yazılımlar edinmek zorunda kaldı; çoğu kullanıcı odaklı tasarlanmıştı. Biz bunun tam tersini yapıyoruz: mevcut sistemleri, yapay zeka çalışanlarının güvenli biçimde işlettiği bir yapıya çeviriyoruz. İnanıyoruz ki her kurum yakında agent-native bir yapıya kavuşacak ve bu süreçte önde olanlar büyük avantaj elde edecek. Bir Türk ekibi olarak bunu San Francisco’da, dünyanın en iyileriyle yarışarak inşa etmek bizim için büyük bir gurur.”





